SUDA ERIYEN VİTAMİNLER

Yazar admin tarih Eki 26th, 2008

B vitamini nedir?
Suda eriyebilen, molekül yapılarında bir azot atomu bulunan, bazı enzim sistemlerinin etkinliğini arttırıcı koenzimler olarak işlev gören 15’ e yakın değişik maddeden oluşan bir vitamin gurubudur.

Suda eriyen başlıca vitaminler B ve C vitaminleridir.Bu vitaminler vücutta fazla depo edilmezler.(B12 hariç)

B GRUBU:
B vitamini,bir vitaminler grubu olduğundan,B grubu denir.B grubu adı, kimyasal yapılarının veya etkilerinin benzerliğinden değil, daima beraber bulunmalarından verilmiştir.Eğer bir besin B1 vitaminince fakirse, diğer B vitaminlerincede fakirdir.Bugün oniki kadar B vitamini bilinmektedir.Fakat bunlar B olarak değil,kimyasal yapılarına göre isimlendirilirler.B grubu vitaminleri,çeşitli enzimlere koenzim olarak görev yaparlar.Genellikle B vitaminleri;et,süt,yumurtasarısı,biramayası,hububat,karaçiğer,yeşil sebzeler,yerfıstığı ve soyafasülyesinde bulunurlar.Bunlar içinde en önemlisi B1 veya tiyamindir.

TİYAMİN  (B1 vitamini) C12H17 ON14S :
Bu vitamin,Karbonhidrat metabolizması için gereklidir,noksanlığı halinde privik asitin,asetik asite dönüşmesi aksar.Bu nedenle vücutta,yorgunluk ve kas kırampları görülür.İleri bir B1 eksikliğinde bu belirtiler artarak,sinirlerde dejenerasyon görülür.Bunun sonucunda felç meydana gelebilir.Bu duruma beriberi denir.Böyle bir kimseye B1 vitamini verilirse,bu belirtiler derhal kaybolur.Tiyamin biramayasında,buğday,yerfıstığı ve diğer tohumlarda,yumurtasarısı ve karaçiğerde bulunur.Bir insanda günde ortalama 2-3mg B1 vitamini gereklidir.Diğer B vitaminleri ise şunlardır: devamı »

SAGLIKLI BESLENMENINTEMEL SARTLARI

Yazar admin tarih Eki 21st, 2008

Sağlıklı beslenmenin temel şartları aşağıda özetlenmiştir:

a) Günlük olarak lif açısından zengin gıdalar alınmalı,
b) Şekerli ve unlu gıdaların tüketimine dikkat edilmeli,
c) Yağ tüketiminde ölçülü davranılmalı,
d) Hayvansal yağlardan çok bitkisel sıvı yağlar alınmalı,
e) Günlük yeterli protein alınmalı,
f) Tüketilen protein daha çok hayvansal kaynaklı protein olmalı,
g) Yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan maddeler dönüşümlü olarak seçilmeli,
h) Uygun hazırlama ve pişirme yöntemleri uygulanmalı,
i) Öğünlerin uygun zamanda yenmesine dikkat edilmeli,
j) Keyif verici gıdaların (çay, kahve gibi) tüketiminde ölçülü davranılmalı,
k) Hijyene özen gösterilmelidir.
l) Spor yapmak yaşamın önemli bir parçası olmalıdır.

Buna karşın,Yetersiz besleneme sonucu; devamı »

OKUL ÇOCUĞUNDA BESLENMENİN ÖNEMİ

Yazar admin tarih Eki 11th, 2008

Okul çağı; 6-11 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ, büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu, yaşam boyu sürebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu bir dönemdir. En hızlı büyüme kızlarda 10-12 yaşta, erkeklerde ise yaklaşık 11-14 yaşında başlar. Kızlarda vücut ağırlığı ve boy uzunluğunda artış menarştan (ilk adet kanaması) bir yıl öncedir. Vücut ağırlığındaki artış yaklaşık 20 yaşına kadar devam eder. Boy uzunluğunda artış ise kızlarda 17 yaştan sonra genellikle durur; fakat erkeklerde yavaş da olsa devam eder.

Büyüme süreci önemli miktarda enerji ve yeni dokuların yapımı için daha fazla miktarda protein, mineralleri ve vitaminleri gerektirir. Tüm enerji ve besin öğelerinin yeterli ve dengeli karşılanabilmesi için 6-11 yaş grubu çocukların tüketmeleri gereken besinlerin iyi kaliteli ve yeterli miktarlarda olması önem taşır. devamı »

KOBALT

Yazar admin tarih Eki 10th, 2008

İnsanda 1.1mg civarında kobalt bulunmaktadır. Bunun %43 ü kaslarda,%13 ü kemikde, kalanı diğer dokulardadır.Vitamin B12 nin %4 ü kobalttır.Kobaltın; kükürtlü amino asitlerin metabolizmasında,demirin kullanılmasında,troid hormonunun sentezinde, hipertansiyonda etkisi olduğu rapor edilmiştir.Bunun yanında,toprağında yeteri kadar kobalt bulunmayan bölgelerindeki koyun sığırlarda gittikçe ilerleyen anemi, kas atrofisi gibi belirtiler görülmektedir.Bu hastalıklar kobalt veya vitamin B12 ile iyileştirilmektedir.İnsanlarda ve diğer laboratuvar hayvanlarında kobalt yetersizliği görülmektedir.Yetersizlik belirtilerinin koyun ve sığırlarda görülmesinin nedeni şöyle açıklanmaktadır. Sığırlar ve koyunlar kobaltı vitamin B12 nin sentezi için kullanmakta dolayısı ile kobalt yetersizliği ortaya çıkmaktadır.İnsanlar vitamin B12 yi sentez edemediklerinden dişarıdan almak zorundadırlar.İnsanın aldığı kobaltın çoğu idrarla atılır.
İnsanlarda yeteri kadar B12 vitamini alındığında kobalt yetersizliği söz konusu değildir.Diğer mikro elementlerde olduğu gibi fazla alınan kobalt zehirleme etkisi yapar.
 

ERZURUM Myo Öğrencileri
Deniz zorba

Ugur Mus

C,D,E VITAMİNLERİ

Yazar admin tarih Eki 4th, 2008

C VİTAMİNİ (Askorbik Asit)

Tanımı ve Özellikleri:
C vitamini; suda eriyen, kemik,diş ve damar sağlığını koruyan, çeşitli hastalıklara direnç kazandıran ve bazı besin öğelerinin vücutta kullanılmasına yardımcı bir vitamindir.
C vitamininin kimyasal adı askorbik asittir. Yeterli alındığında skorbüt hastalığına karşı koruduğu için askorbit aside antiskorbütik vitamin de denir. C vitamininin yapısı altı karbonlu basit şekerlere benzer. Bitkilerde ve bazı hayvanlarda glikozdan sentezlenir. Sentezi için gerekli enzim insan vücudunda bulunmaz. Bu yüzden insan vücudunda C vitamini sentezlenemez. İnsanlar bu vitamini besinlerden almak zorundadır.
C vitamini çeşitli etkenlere çok dayanıksızdır. Suda çok, alkolde az erir. Alkaliye çok duyarlıdır.; alkali ortamda hızla oksitlenerek vitamin etkinliğini yitirir. Sıcaklık, ışık, havanın oksijeni, bakır ve demir gibi mineraller ve alkali ortam oksitlenmeyi hızlandırarak vitamin kaybını artırır.
Çiğ besinlerde C vitamininin oksitlenmesini hızlandıran ve askobik asit oksidaz adı verilen bir enzim bulunur. Bu enzim bitki dokusu sağlam olduğunda etkisizdir. Askorbik asit bulunan yiyecekler solduğu, kesildiği, ezildiği, soyulduğu ve kurutulduğu zaman doku bozulur. Bu durumda askorbik asit oksidaz enzimi etkinlik göstermeye başlar, vitaminin oksitlenmesini hızlandırarak kaybını artırır.
Askorbik asit, suda eridiği ve sayılan etkenlere çok duyarlı olduğu için, besinlerin uygun olmayan yöntemlerle yıkanması, işlenmesi, pişirilmesi ve saklanması sırasında önemli ölçüde vitamin kaybı olur. Bu nedenle, vitamin kaybını en alt düzeye indiren yöntemlerin uygulanması gerekir.
Vücutta Kullanılması:
Askorbik asit incebağırsakta kana emilir. Emilme sırasında kandaki düzeyi geçici olarak yükseltir. Bu vitaminin vücutta tutulma yeteneği sınırlıdır. Askorbik asit karaciğer başta olmak üzere, en çok metabolik yönden etkin organlarda; böbreküstü bezinde, incebağırsak duvarında; pankreas ve dalakta; hipofiz bezi gibi iç salgı bezinde bulunur. Kaslarda azdır.
Çok fazla C vitamini alınsa bile, yetişkinlerin vücudunda en çok 5 mg. dolayında tutulabilir. Fazlası dışarı atılır. Kandaki düzeyi ve dışarı atılması vücuttaki etkin vitamin miktarına ve besinlerle alınan miktara göre değişir. Vücut tümüyle doyurulduğunda, yetişkinlerin vücudunda 1500 mg dolayında metabolik yönden etkin C vitamini bulunur. Vücuttaki etkin toplam C vitamini miktarı ile kandaki düzeyi en üst sınıra çıktıktan sonra, fazla alınan C vitamini vücutta tutulmaz. Özellikle idrarla dışarı atılır. Vücut C vitamini yönünden doyurulmuşsa idrarla atım olmaz. Bu vitamin az olarak da dışkı ve terle atılır. Emzikli kadınların sütüne de C vitamini geçer.
Vücut Çalışmasındaki Görevleri:
C vitamininin metabolizmada değişik sistemlerin sağlığını korumada, hastalıklara direnç kazandırmada önemli görevleri vardır. C vitamininin vücut çalışmasındaki başlıca görevleri şunlardır:
1. Prolin, trozin, triptofan ve metionin gibi amino asitlerin metabolizmasında yer alır.
2. Kollejen sentezi için gereklidir. Kollejen; kemik, kıkırdak ve dokularda hücrelerin arasındaki boşlukları dolduran ve bir arada tutan çimento gibi ara madde görevi yapan bir proteindir. Kollejen sentezinin tamamlanması için, bileşimindeki prolin adındaki amino asidin hidroksiprolin denilen amino aside çevrilmesi gerekir. C vitamininin kollejen sentezindeki görevi de prolinin hidroksiproline çevrilmesine yardımcı olmaktır.
3. C vitamininin, kan damarları duvarının sağlıklı ve dayanıklı olmasında rolü vardır. Bu vitaminin yetersizliğinde kanamalar görülmesi, damarların dayanıksızlığının azalmasından ileri gelir.
Şiddetli soğuklarda kalanlarda, deri yanıklarında ve ağır yaralılarda böbreküstü bezinde C vitamininde önemli azalma, sonra da artma olduğu bildirilmektedir. Yara ve yanıklarda C vitamininin iyileşmeyi hızlandırıcı etkisi; bu vitaminin böbreküstü bezi hormaonları oluşumundaki rolüne de bağlanmaktadır. Bu vitamin yetersizliğinde böbreküstü bezinin büyüdüğü bildirilmektedir.
4. C vitamini kolesterol metabolizmasında, mukopisakkarit sentezinde, kan pıhtılaşmasında ve enerji oluşum sürecinde de rolü olduğu bildirilmektedir. Bu vitamininin kanda kolesterol düzeyini düşürücü etkisi olduğu bildirilmektedir.
5. Askorbik asit kan damarları duvarının sık ve dayanıklı olmasında önem taşır. Bu vitamin yetersizliğinde kanamalar görülmesinin nedeni damarların dayanıklılığının azalmasıdır.
6. C vitamininin soğuk algınlığı, nezle, grip ve çeşitli hastalıklara direnci artırdığı, iyileşmeyi kolaylaştırdığı ve onlardan koruduğu sanılmaktadır.
C vitamininin ayrıca bazı bakterileri yıkıcı yada bunların etkinliklerini azaltıcı etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Bu vitamininin civa, kurşun, fosfor ve benzol gibi maddelerin zehirleyici etkisini azaltıcı rolü olduğu sanılmaktadır.
7. C vitamini çeşitli mineral ve vitaminlerin vücutta kullanılmasına da yardımcıdır. Demirin emilimini hemoglobin yapımında kullanılmasını ve mineralin depolanmasını kolaylaştırır. B grubu vitaminlerinden olan folik asidin etkin şekline çevrilmesi için de C vitamini gerekir.
C Vitamini İhtiyacı:
Yetişkinlerin üzerinde yapılan araştırmalarda, günlük alınan 10mg dolayında C vitamininin skobüt hastalığını önlediği, ancak vücutta metabolik yönden etkin vitamin tutulmadığı anlaşılmıştır. İyi beslenen yetişkinlerin vücudunda 1500 mg dolayında metabolik yönden etkin C vitamini bulunur.
Ülkemizde C vitamini kaynakları olan sebzelerin hazırlanması ve pişirilmesinde uygulanan bazı yanlış yöntemler C vitamini kaybını artırmakta ve besinlerdeki vitaminden yeterince yararlanılamamaktadır.
Yara, yanık, ateşli hastalıklar, anemi, zehirlenme, nezle ve grip gibi durumlar C vitamini ihtiyacını artırır. Normalin üzerinde alınması, nezle, grip gibi hastalıklara koruyucu, yukarıda sayılan durumların iyileşmesine yardımcıdır. Ancak aşırı derecede almanın yararı yoktur. Yeterli miktarda C vitamini alan yetişkinlerin vücudunda metabolik yönden etkin vitamin 1500 mg a eriştikten, vücut doyurulduktan sonra, aşırı alınan vitamin vücutta tutulmaz ve idrarla atılır.
C Vitamini Yetersizliği:
C vitamini belirli bir süre ihtiyacı karşılayacak miktarda alınmazsa, vücut çalışmasında çok yönlü bozukluklar belirmeye başlar. Vitaminin yetersizlik derecesine göre, bozukluklar hafif, orta yada şiddetli olabilir. Hafif yetersizlikler dışardan anlaşılmayabilir. İleri derecede C vitamini yetersizliği tehlikelidir.
C vitamini yetersizliğinde halsizlik, uyuşukluk, çabuk yorulma, iştahsızlık, hastalıklara dirençsizlik, yaraların iyileşmesinde gecikme gibi genel durumda bozulmalar görülür.
Vitaminin yetersizliği ilerledikçe bozukluklar şiddetlenmeye başlar. Ayrıca vücudun belirli yerlerinde daha çok olmak üzere kıl gibi yörelerinde kanamalar, kemiklerde, dişlerde ve dişetinde bozukluklar ve ağrılar, büyümede duraklama kansızlık gibi belirtiler görülür. Derialtında, kaslarda ve kemiklerde kendiliğinden yada hafif darbe sonucu kanamalar olur, kanama çok olursa kanama olan yerler şişer ve vücutta lekeler belirir. C vitamininin ileri derecede yetersizliğinin yol açtığı bu hastalığa skorbüt denir. Hastaya C vitamini verilirse durumu düzelir, zamanında tedavi edilmeyen hastalar ölür.
C vitamini yetersizliği özellikle hayvan sütüyle beslenen ve zamanında ek besin verilmeye başlanmayan çocuklarda da görülür. Bunun sebebi hayvan sütünde C vitamini miktarının insan sütündekinden az olması ve hazırlama sırasında kayba uğramasıdır. O nedenle hayvan sütleriyle ve hazır mamayla beslenen bebeklere, ilk haftalarda C vitamini kaynakları verilmeye başlanmalıdır. Bebek anne sütüyle bile beslense ilk aylardan sonra C vitamini kaynaklarının verilmesi uygun olur.
Yeterli C vitamini almayan çocuklarda büyümede duraklama hastalıklara direnç azalması, kemiklerde bozulmalar, huzursuzluk ve yetişkinlerdekine benzer başka belirtiler görülür.
C Vitamini Kaynakları:
C vitamininin en iyi kaynakları taze sebze ve meyvelerdir. Kuşburnu, kuşüzümü ve maydanoz gibi besinlerde C vitamini çok bulunur. Bunlar sık yada çok miktarda yenmediğinden C vitamini ihtiyacını karşılamada katkıları azdır. Bu vitaminin en iyi kaynakları yeşil ve kırmızı sivri biber, lahana ve türleri, ıspanak ve pazı gibi yeşil yapraklı sebzeler, domates çilek ve turunçgillerdir. Bu besinlerle patates ve havuç gibi ucuz ve her yerde bulunan yiyecekler sık ve çok miktarda tüketilebildiğinden günlük C vitamini ihtiyacının karşılanmasında önem taşır.
Sütteki C vitamini miktarı annenin ve hayvanın beslenmesine göre değişir. İnsan sütündeki C vitamini miktarı inek sütündekinin yaklaşık iki katıdır. Anne sütüne bir işlem yapılmadan doğrudan bebeğe verildiğinden vitamin değerinde düşme olmaz. Kaynatma ve başka uygulamalarda, hayvan sütünde az olan C vitamini de kayba uğrar. Süt ve ürünleri bu vitamin yönünden önem taşımaz. Hayvan sütleriyle beslenen bebeklerde iki haftalıktan sonra meyve sularıyla başlanarak C vitamini kaynaklarının verilmesi gerekir.

D VİTAMİNİ

Tanımı ve Özellikleri:
D vitamini; yağda eriyen. Kemik oluşması ve büyümesi için gerekli olan bir vitamindir. Raşitizm adı verilen kemik hastalığına karşı koruyucu olduğundan bu vitamine “antiraşitik vitamin” de denir.
D vitamini etkinliği gösteren on kadar bileşik varsa da bunlardan en önemlileri D2 ve D3 vitaminleridir. Bunların ikisinin de provitaminleri ültraviyole ışınlarının etkisiyle etkin D vitaminlerine çevrilirler.
1. D2 Vitamini (Ergokalsiferol = Kalsiferol): D2 vitamini, bazı maya ve mantarlarda bulunan ergosterol’e ültraviyole ışınlarının etkisiyle oluşur. Ergosterol yalnız ültraviyole ışınlarıyla etkin duruma gelebilir. D2 vitamini, elde edildiği kaynaklarda ve bazı balıkların karaciğer yağında bulunur.
2. D3 Vitamini (Kolekalsiferol): D3 vitamini yalnız hayvansal kaynaklarda bulunur. İnsan ve memeli hayvanların derialtında 7- dehidrokolesterol adı verilen provitamin, ültraviyole ışınlarının doğrudan etkisiyle D3 vitaminine dönüşür.
D vitamini, lipitlerde ve lipit eritenlerinde erir. Suda erimez. Asit, alkali yüksek ısı ve oksidasyona dayanıklıdır. Normal pişirmede kayba uğramaz. Isı kaybına yol açabilir. D vitamini besinlerde çok az bulunur. En zengin D vitamini kaynağı balık yağıdır.
D vitamini ölçü birimi olarak önceleri uluslar arası birim kullanılmaktaydı. Günümüzde ağırlık birimi olarak mikrogram kullanılmaya başlanmıştır. 40 I.U vitamin 1 mcg. D vitaminine eşittir.
D Vitamininin Vücutta Kullanılması
Emilmesi: D vitamini vücuda, deri ve ağızdan olmak üzere iki yolla alınır. Güneş ışınları deriye değince, derialtındaki 7-dehidrokolesterol, ültraviyole ışınlarının etkisiyle D3 vitaminine çevrilir. Deride oluşan vitamin kana geçerek dolaşıma katılır. Giyecek, toz, sis, pencere camı ültraviyole ışınlarını geçirmediğinden vücutta D vitamini oluşumunu engeller.
Ağızdan alınan D vitamini incebağırsakta yağlarla birlikte emilerek taşınır. Normal koşullarda alınanın yarıdan çoğu emilir. Emilmeyen vitamin dışkıyla atılır. Bu vitaminin emilmesini safra ve yağ kolaylaştırır. Safra ve yağ yetersizliği, yağın emilim bozukluğu, mineral yağlar, pankreas ve bağırsak hastalıkları D vitamininin emilimini azaltır. Kana geçen D vitamini globülin ve lipoproteinle taşınır.
Depolanması: D vitamini; karaciğer, akciğer ve böbrek gibi organlarda ve önemli miktarda yağ dokusunda depolanır. Ayrıca, kan, beyin, deri ve kemiklerde de az miktarda D vitamini bulunur. D3 vitamininin ön maddesi derialtında depolanır.
Dışarı Atılması: Vücuttan normal atım yolu bilinmemektedir. Atımında başlıca yol safradır. Safrayla dışkı yoluyla dışarı atılır. Süte de D vitamini geçer. Damardan verilen D vitamininin ancak %3 kadarı 48-72 saat sonra idrarda görülmüştür. Vücuttan kolayca atılmadığı için, bu vitaminin gereğinden fazla alınması zararlıdır.
D Vitaminin Vücuttaki Görevleri:
D vitamininin vücuttaki görevleri kemiklerin oluşması ve büyümesiyle ilgilidir. Bu görevi, kalsiyum ve fosfor metabolizmasını düzenleyerek ve kemiklerde yerleşmesine yardımcı olarak yapar.
D vitamini önce karaciğerde, sonrada böbreklerde değişikliğe uğrayarak etkin duruma gelir. Vitamin etkin şekli, özellikle kalsiyum metabolizmasında, dolayısıyla kemikleşmede rol oynar.
Karaciğer ve böbrekte etkin duruma gelen D vitamini, incebağırsakta kalsiyumun emilmesini ve kemiklere taşınmasını kolaylaştırır. Bunu; kalsiyumu bağlayarak taşıyan bir proteinin sentezinde aracılık yapan bir enzimi uyararak yaptığı sanılmaktadır. Bu vitaminin mide salgısını uyarıcı ve pH’ı düşürücü etkisi olduğu ve bu yolla da kalsiyumla fosforun emilimini kolaylaştırdığı sanılmaktadır. D vitamininin ayrıca kollejen sentezinde ve kemikleşmede rolü olan bir enzimin etkin duruma geçmesinde etkisi olduğu görüşü vardır.
D vitamininin böbreklerde fosfatların geri emilimini kolaylaştırdığı, kanda fosfor ve kalsiyum düzeyinin normal sınırlarda kalmasına yardımcı ve tetaniyi iyileştirici etkisi olduğu sanılmaktadır. Sayılan bu görevleri sebebiyle, D vitamini kemiklerin normal büyümesi, sertleşmesi, bunun içinde kalsiyum ve fosforun emilerek kemiklerde yerleşmesinde rol oynar.
D Vitamini Kaynakları
Balıkyağı ve Besinler: D vitamininin en zengin kaynağı balıkların karaciğer yağlarıdır. Vücut yağlarında azdır. Balığın türüne göre balık yağındaki D vitamini miktarı değişir. Balıklar, D vitamini deniz yüzeyine yakın yaşayan ve güneş ışınlarından yararlan küçücük canlıları yiyerek sağlarlar. Balıkyağı dışında, D vitamininin iyi besinsel kaynağı yoktur.
D vitamininin doğal kaynağı sayılan besinler, balık, karaciğer, yumurta sarısı, süt, tereyağı, ve kremadır. Bu besinlerdeki D vitamini, özellikle çocukların, gebe ve emzikli kadınların gereksinmesini karşılayacak miktarda değildir. Güneş ışınlarından yeterli miktarda yararlanmayan ve anne sütüyle beslenmeyen çocuklara ilk aydan 3-5 yaşına kadar D vitamini vermek gerekebilir. Günde 1 çay kaşığı balıkyağı ile D vitamini ihtiyacı karşılanabilir. Çocukta raşitizm belirtileri olmadıkça fazla miktarda D vitamini kesinlikle verilmemelidir.
Güneş ve Deri: Her yaş ve durumdaki bireyler için en iyi ve en kolay D vitamini sağlama yolu, kendi dokusundaki kaynaktan ve güneşten yararlanmaktır. Genellikle, üç yaşından sonra, güneşlenen vücutta ihtiyacı karşılayacak miktarda D vitamini sentezlenebilir. Güneşin doğrudan etkisiyle vücutta sentezlenen D vitamini miktarı, cilt rengine, güneş gören yüzeye, güneşten yararlanma süresine göre değişir. Koyu ciltli bireylerin vücudunda açık ciltli olanlara göre daha az D vitamini oluştuğu bulunmuştur. Bu yüzden esmer ve koyu renkli çocuklar raşitizme daha duyarlıdır.
Derideki D vitamini ön maddesi D vitaminine dönüştüren güneş ışınlarındaki ültraviyole ışınlarıdır. Bu ışınları pencere camı, giyecek, bulut ve duman geçirmez. Bu nedenle, aşırılıktan kaçınarak ve kızgın güneşten korunarak vücudun güneşlenmesi sağlanmalıdır. Küçük çocukları üşütmeyecek ve kızgın güneşten zarar görmeyecek şekilde güneşlendirilmelidir. Çocuğun yaşına ve durumuna göre güneşlenme süresi azdan başlayarak artırılmalıdır. Çocuğu gereksiz sarıp sarmalamaktan kaçınmalı, uygun mevsimlerde hiç olmazsa kollar ve bacaklar güneş görecek şekilde açık bırakılmalıdır.
D Vitaminini gereksinmesi
Günde 2,5 mcg. D vitamininin bebekleri raşitizme karşı koruduğu anlaşılmıştır. Bebeklerde günde 7.5 -10 mcg. D vitamini verildiğinde ise, raşitizmi önlediği, kalsiyum emiliminin, kemikleşmenin ve büyümenin daha iyi olduğu görülmüştür.
Günlük alınması önerilen D vitamini miktarının besinlerle karşılanması zordur. Bunun içi, bir yaşından önce de başlamak üzere çocukların güneşten yararlanmalarını sağlamak gerekir. Beyaz ciltli bir bebeğin güneşlendirilmesi sonucu vücudunda 10 mcg. Dolayında D vitamini sentezlendiği belirtilmiştir. Ülkemizde bilgisizlik, aşırı giyinme ve kapanma nedeniyle güneşten yeterince yararlanılmaktadır.
D vitamini hipervitaminozu, vitaminin bir kez çok miktarda alınmasıyla yada uzun süre ihtiyacın 2-3 katı alınması sonucu oluşabilir. Fazla vitaminin zararlı etkisi yavaş ilerlediğinden kolayca anlaşılmaz. Zehirli etki gösterecek miktarda D vitamini yanlışlıkla, bilmeden balıkyağının veya vitaminli ilacın fazla miktarda kullanılmasıyla olur. D vitamininin fazlasının yararı yoktur. Yalnız raşitizm belirtileri olan çocuklara doktor önerisine göre gereksinim üzerinde D vitamini verilebilir.
D Vitamini Yetersizliği
D vitamini yetersizliği çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde ve yaşlılarda ise ostemalasia diye adlandırılan iskelet sistemi hastalıklarına yol açar.
Raşitizm (Rickets): Yeterli miktarda D vitamini alınmayınca kalsiyum ve fosfor metabolizması bozulur. Kemiklerde mineraller yerleşemez, kemikleşme normal olmaz. Bu nedenle kemikler yumuşar ve dayanıklılığını yitirir, kolay bükülebilir, eğrilebilir ve kırılabilir duruma gelir. O nedenle raşitizmde kemiklerde şekil bozuklukları olur. Uzun kemiklerin uçları genişler. Bacaklarda çarpıklık, bileklerde şişlik, göğüs kemiklerinde şekil bozuklukları olur.

E VİTAMİNİ

Tanımı ve Özellikleri
E vitamini ilk kez buğdayın embriyo bölümünden elde edilmiştir. Farelerde üreme ve döl tutma bozukluklarını düzelten ve buğdaydan ayrıştırılan maddelere yavru yapma anlamında “tokoferol” denmiştir. Tokoferol E vitamininin kimyasal adı olarak kullanılır.
E vitamini etkinliği gösteren alfa, beta ve gama tokoferoller ve tokotrienoller denilen moleküller vardır. Bunlardan en etkin olanı alfa tokoferoldür. Beta tokoferol ise alfa tokoferolün ancak yarısı kadar etkinlik gösterir. Ötekilerin etkinliği ise alfa tokoferolün %1-50 si kadardır. Tokoferoller oksitlenmeyi önleyici özelliktedirler. Bunun için yağları, karotenleri ve bir çok maddeyi oksitlenmeye karşı korumada E vitamini kullanılır.
E vitamini lipitlerde ve lipit eritkenlerinde erir, suda erimez. Asit ve alkali ortama, ısıya ve ışığa dayanıklıdır. Ültraviyole ışınlarına duyarlıdır. Besinlerin işlenmesi sırasında E vitamini kayba uğrar. Buğdaydan un yapımı sırasında embriyo bölümü ayrılırsa E vitamini önemli ölçüde azalır. Unun beyazlatılması bitkisel yağların arıtılması sırasında da E vitamininde önemli kayıplar olur.
Günümüzde E vitamini ölçü birimi olarak hem miligram hem de uluslar arası birim kullanılmaktadır. I.U. E vitamini 1 mg. Alfa tokoferole yakındır. Alfa tokoferolün serbest, bağlı, sentetik ve doğal oluşuna göre 1 miligramının I.U. değeri 1.1-1.49 I.U arasında değişir.
Vücutta Kullanılması
E vitamini, incebağırsakta lenf yoluyla emilir. Emilmesi ve taşınmasına yağ ve safra yardımcıdır. Bunların yetersizliği ve mineral yağlar E vitamininin emilimini bozar. Tokoferol türlerine göre emilim oranı ve hızı değişiklik gösterir. Serbest tokoferol esterleşmiş durumda olanından daha kolay emilir. Tokoferol asetat şeklinde olan vitaminin bir bölümü esterazlarla hidroliz olduktan sonra bir bölümü de ester şeklinde emilir.
E vitamini, karaciğer, kalp, dalak, pankreas, akciğer, yağ dokusu ve emzikli kadınların göğüslerinde depolanır. Hipofiz bezinde çok yoğundur ve bunu böbreküstü bezi ve testisler izler. Bu vitamin bütün hücrelerde bulunur. Hücrenin sitoplazmasında bulunan mitokondria, kromozom ve lizozom bölümlerinde daha yoğundur. Serbest tokoferoller esterleşmiş olanından dah hızlı ve daha çok olarak karaciğerde depolanır.
Tokoferoller en çok dışkıyla emzikli kadınlarda sütle dışarı atılır. Çok miktarda alındığında az da olsa idrarla atıldığı bilinmektedir. Bu vitaminin metabolizması dışarı atılma şekli ve yolu iyi bilinmemektedir.
Vücut çalışmasındaki Görevi ve Yetersizliği
E vitamininin vücut çalışmasında tam olarak bilinen görevi, antiokside özelliği nedeniyle kolay oksitlenen bileşikleri oksidasyona karşı korumaktır. Bu vitamin, A vitamininin oksitlenmesini önleyerek, emilmesi ve depolanmasını kolaylaştırır; doymamış yağ asitlerini oksitlenmeye karşı korur. E vitamininin ayrıca alyuvarları hidrojen peroksitle parçalanmaya karşı koruduğu ve bu hücrelerin dayanıklılığını artırarak anemiyi önleyici etki gösterdiği ileri sürülmüştür.
Amerika Birleşik Devletlerinde doğum ağırlığı düşük doğan ve hazır mamayla beslenen bebeklerde, E vitamini yetersizliğine bağlı ödem ve anemi bulunmuş; bunun hazır mamalarda E vitamini yetersizliğinden ileri geldiği bildirilmiştir. Oysa başka bir çalışmada aynı mamayla beslenen doğum ağırlığı düşük olarak doğmuş bebeklerde E vitamini yetersizliği görülmemiştir. İnsanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan çeşitli araştırmalarda E vitamini yetersizliği oluşturulunca alyuvarların hemolize karşı dayanıksızlaştığı ancak kan tablosunda değişiklik olmadığı bulunmuştur. Bununla birlikte alyuvarların yaşama süresinde hafif azalma belirlenmiştir.
E vitaminin vücut çalışmasındaki esas görevinin antioksidant özelliğiyle ilgili olamadığı bu vitaminin enzim sistemlerinde etkinliği olduğu ileri sürülmektedir. Bu vitaminin hücrede enerji oluşum süresinde görevi olan enzimlerle ilgisi olduğu görüşü vardır. Bu görüşü E vitamini yetersizliğinde birçok enzim siteminde yetersizliklerin belirlenmiş olması kuvvetlendirilmektedir.
Hayvanlarda E vitamini yetersizliğinde görülen bozukluklar hayvanın türüne ve dokulara göre değişir. Bu vitamin yetersizliği bir çok hayvan türünde kas yorgunluğu ve kas zayıflığına yol açar. Bazı hayvanlarda ileri derecede E vitamini yetersizliğinde karaciğer, kalp ve beyinde çeşitli bozukluklar oluşur. E vitamini yetersizlik belirtilerinin özellikle karaciğer bozukluklarının selenyumla iyileştirildiği gösterilmiştir.
E vitamini yetersizliği; bazı hayvanların üreme organlarında bozukluklara ve kısırlığa yol açar. E vitamini yetersizliği oluşturulan farelerde cinsel bezlerde ve hormonlarında bozukluklar üremede bozukluklar, üremede yetersizlikler bulunmuştur. E vitamini yetersizliğinde erkek farelerin testisinde sperma yapan hücrelerde bozulma nedeniyle kısırlık olur. Dişi fareler ise gebe kalabilir ancak gebeliğin sonlarına doğru yavru ölür ve doğum olamaz. Bu vitaminin insanların üreme sistemiyle ilişkisi kurulmaya çalışılmışsa da bilimsel bir kanıt bulunamamıştır. İnsanlarda kısırlığa ve düşüklere karşı E vitamininin etkili olmadığı anlaşılmıştır.
İhtiyaç ve Kaynakları
Günlük diyetteki E vitamini miktarı alınan hayvansal ve bitkisel yağın türüne ve miktarına göre değişir. 1800-3000 kalori sağlayan dengeli bir diyette 10-20 I.U vitamini bulunur. Yağ miktarı yüksek diyette ise E vitamini 25 I.U ve daha fazla olabilir. Diyette ve dokulardaki çok dereceli yağ asitleri arttıkça, E vitamini ihtiyacı artar.
Diyetteki çok dereceli doymamış yağ asitleriyle E vitamini ilişkisi açık değildir. Çünkü, bu yağ asitlerince zengin diyetle, alınan E vitamini de artar. Ayrıca E vitamini yetersizliği olan hayvanlara E vitamini terine lipitlerin başka antioksidantları verilince E vitamini yetersizliğinin önlendiği veya belirtilerin azaldığı bildirilmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırmada ise, diyette çok dereceli doymamış yağ asitleri normalin iki katına çıkarılmış, E vitamini aynı miktarda tutulmuş, bunun sonucunda kandaki E vitamini düzeyinin düştüğü belirlenmiştir. E vitaminiyle doymamış yağ asitlerinin ilişkisi çok açık değilse de bu vitamine günlük ihtiyacın belirlenmesinde diyetteki ve dokulardaki yağ asitlerinin çeşitleri esas alınmaktadır.
Amerika Birleşik Devletlerinde günlük alınması önerilen E vitamini miktarı yetişkin gebe ve emzikli kişiler için 10-15 mg. Arasındadır. Bu miktarlar diyetteki E vitamininin %80 inin alfa tokoferoden kalanında öteki tokoferollerden geldiği varsayılarak hesaplanmıştır.
Bu vitamin besinlerde özellikle bitkisel kaynaklarda yaygın olduğundan normal durumlarda E vitamini yetersizliğine rastlanmaz.
E vitamini etkinliği olan tokoferoller ve tokotrienoller özellikle bitkisel besinlerde yaygındır. Bu maddeler hayvansal dokulara da değişik miktarda bulunur. Besinlerdeki E vitamini miktarı kimyasal analizle belirlenir ve genellikle alfa tokoferol esas alınır.
Özellikle yağlı tohumlar ve bunlardan elde edilen yağlar E vitamininden çok zengindir. Soya, ayçiçeği, pamuk çiğidi, mısırözü, fıstık ve buğday embriyonu yağları da çok iyi kaynaktır. Zeytin yağında ise azdır. Yeşil yapraklı sebzeler, tahıl, kuru baklagiller de E vitamininin iyi kaynağı sayılır. Tanenin embriyon kısmı kalmadığından beyaz un ve ekmeğinde azdır. İnsan sütünde, inek sütündekinden daha çok E vitamini verilmesi, hazır mamalarda E vitamini miktarının da anne sütü düzeyine çıkarılması önerilmektedir.

ANNE SÜTÜ VE EMZİRME,DOĞRU EMZİRME TEKNİĞİ

Yazar admin tarih Eki 4th, 2008

ANNE SÜTÜ VE EMZİRME

Anne sütü, zamanında doğan her bebeğin normal gelişmesine yetecek besin öğeleri gereksinmesinin tümünü karşılayan, ilk 6 ay tek başına yeterli olan yenidoğan ve süt çocukları için en uygun ve doğal bir besindir.

  •   Bebek her istediğinde emzirilmelidir. Böylelikle süt yapımı artar, memede süt birikimi sonucu sorunlar olmaz. Ayrıca bebek anne sütünden çok yararlanır.
  • Uzun süre (5 – 30 dakika) emzirilmelidir. Bu durum süt tüketiminin yanında psikolojik etki yaratmaktadır. Ayrıca hasta ve yorgun bebek sık aralıklarla ve azar azar emmek ister.
  • Anne yeterli süt üretebileceğine inanmalıdır. Yeterli süt emzirmeye bağlıdır. Önce bir meme, doymazsa diğeri ile emzirilmelidir.
  •  Çalışan anneler için önceden sağılmış süt kaşıkla çocuğa verilebilir (8 saat oda sıcaklığında, 2 gün buzdolabında bozulmadan kalabilir).ANNE SÜTÜNÜN YETERLİLİĞİBebek 20 günlük olduktan sonra tartılmalıdır. Yaklaşık 500 gram ağırlık kazanmışsa süt yeterlidir. Ağırlıktaki değişiklikler izlenmelidir. Hazırlanan büyüme grafiğindeki noktalar birleştirildiğinde çizgi yukarı doğru gidiyorsa süt yeterlidir. Ağırlık kazanmada yavaşlama varsa veya bebek memeyi bırakmama gibi açlık belirtileri gösteriyorsa anne sütü yetişmiyor olabilir. Bu denemeler yapılmadan 4. aydan önce sütü yetişmiyor diye anneye ek besin vermesi önerilmemelidir!DOĞRU EMZİRME TEKNİĞİ

    1. Ellerinizi yıkayınız. Bu durum bebeğin mikrop almasını ve hastalanmasını önler.
    2. Emzirmeden önce meme başını ve çevresini temiz su ile siliniz. Karbonatlı su, sabunlu su v.b. kullanmayınız. Bunlar meme başında çatlak ve yaraya neden olur.
    3. Bebeğiniz ile rahat bir yerde oturunuz. Sırtınızı bir yere dayayarak destekleyiniz. Oturduğunuz yer temiz ve yeterince sıcak olmalıdır. Emzirirken mutlu ve huzurlu olunuz.
    4. Bebeğinizi yüzü ve bedeni size dönük olacak şekilde tutunuz. Bebeğinizin başını kolunuzun iç kısmına yerleştiriniz. Aynı kol ve elle bebeği kalça ve bacaklarından kavrayınız. Emzirirken anne ve bebek rahat olmalıdır. Anne ve bebeğin göz teması çok önemlidir.
    5. Ellerinizle göğsünüzü tutun, meme ile etrafındaki kahverengi kısma dokunmayınız.
    6. Bebeğinize gülümseyerek bakın ve meme ucunuzu bebeğinizin dudağına ve çenesine değdiriniz.
    7. Bebeğiniz ağzını açınca meme ucunuzu ve etrafındaki kahverengi kısmı bebeğinizin ağzına yerleştiriniz. Bebeğinizi memeye, tekniğine uygun yerleştirdiğinizde bebeğinizin çenesi ile göğsünüz arasında boşluk kalmamalıdır. Bebeğin burun delikleri açık olmalıdır. Aksi taktirde ağızdan nefes alması gaz yapmasına neden olabilir.

    Doğum sonrası annenin her türlü rahatı sağlanmalıdır. Anne sütü alan bebeğe ek besin 4 – 6. ayda verilir. 6 – 9 aylık çocuklar anne sütü dışında günde 3 – 4 öğün ek besin alabilirler. Ek besin anne sütü ile birlikte verilmemelidir. Bebek ek besin alsa da anne sütüne devam edilmelidir. Anne ve bebek aynı odada kalmalıdır. Enfeksiyon kaynağı olduğu için bebeğe şekerli su, hazır mama verilmemelidir. Bebek ağladıkça emzirilmelidir. Yapay beslenme sadece emzirme olanağı olmayan annelere anlatılmalıdır. Asla özendirilmemelidir.

    EMZİRMENİN BEBEK İÇİN YARARLARI

  •  Her zaman sterildir, ısı derecesi idealdir.
  • Besin öğesi bileşimi bebeğin gereksinmelerine uygundur.
  • Koruyucu etmenleri içerir.
  •   Sindirime yardımcı aktif enzimler (yağ sindirimi için lipaz)
  • Enfeksiyonu önleyen Ig’ler (IgA, IgG ve IgM)
  •   Hormonlar ve büyüme faktörleri
  • Solunum yolu ve gastrointestinal enfeksiyonları daha az görülür.
  • Orta kulak iltihabı riskini azaltır.
  • Çene ve diş gelişiminde rolü vardır.
  • Bazı kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır (tip I diyabet, çölyak hastalığı, obezite, koroner kalp hastalığı gibi).
  • Alerjiye karşı koruyucudur ve bebeği pişikten korur.
  • Bebeğin ruhsal, bedensel ve zeka gelişimine yardımcı olur. Dikkat azlığı sendromu, ilgisizlik gibi olgularda anne sütü alımı önem kazanmaktadır.
  • Anne sütü alan bebekler daha az ağlarlar.EMZİRMENİN ANNE İÇİN YARARLARI
  •  Ucuzdur, hazırlama sorunu gerektirmez.
  • Anne – bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi kolaylaştırır
  • Kontraseptif etkisi vardır.
  • Annenin sağlığını korur.
  • Göğüs kanseri, over kanseri, osteoporozis, anemi (uterusun eski haline dönmesine yardımcı olur, anneyi aşırı kan kaybından korur)
  • Anne sütüMeme boyutu ne olursa olsun tüm kadınlar yeterince süt üretebilirler.
  • Bebekler her boyuttaki memeden, meme ucu ve şekli ne olursa olsun yeterince süt alabilmektedirler.Anne Sütü Bebek İçin En İdeal Besindir.Emzirmeyi Engelleyen Anne Hastalıkları

    Meme apseleri, pulmoner tüberküloz, kabakulak, herpes simpleks, hepatit B, AIDS, vajinal gonore, hiperprolaktinoma, toksemi, emzirirken gebe kalma

    Emzirmeyi Engelleyen Bebek Hastalıkları

    Yarık damak, yarık dudak, pamukçuk, doğumda ağzında dişi olan bebek, fenilketonüri, maple syrup urine diease, organik asidemiler, üre siklus defetktleri, homosistinüri, galaktozemi, primer laktoz intoleransı
    EMZİRMEDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

    o Doğumdan sonraki ilk 1/2 – 1 saatte emzirmeye başlanmalıdır. Emzirmeden önce bebeğe hiçbir içecek verilmemelidir (Ör: Şekerli su, hazır mama).
    o İlk 6 ayda bebeklere sadece anne sütü verilmelidir. Ek besinlere 3 aydan önce, 6 aydan sonra başlanmamalıdır.
    o 6 ayın üzerindeki tüm bebekler ek besin almalıdır ve çocuklar 1.5 – 2 yaşına kadar emzirilebilirler. Aslında bebeğin aldığı ilk süt besleyicidir ve en az miktardaki emme bile süt üretimine yardımcı olur.
    o Süt üretimini arttırmak için, bebekle anne doğumdan sonra aynı odada olmalı ve emme hemen başlamalıdır.
    o Anne uygun ve yeterli beslenmeli, bol sıvı tüketmelidir (günde en az 12 su bardağı; süt, ayran, limonata, şerbet, taze meyve suları verilmeli, çay ve kahveden uzak durulmalıdır).
    o Annenin dinlenmesi sağlanmalıdır, anneye ruhsal yönden yardımcı olunmalıdır. Bebeği ile tensel temas kurmalıdır.
    o Anneye özgüven kazandırıcı yakınlık ve ilgi gösterilmeli ve sakinleşmesi sağlanmalıdır.
    o Bebekler anne sütü ile beslendikleri dönemde büyüme ve gelişme açısından mutlaka izlenmelidir.

Kategoriler

E-POSTA