TURİZM VE OTELCİLİK PORTALI

Çok Gezenin Günlüğü/ Ferda Çekem Yar/ PRAG

Yazar admin on Nis 17th, 2016

Nerede Prag beni orada bırak!

Birden fazla sıfatla anılan ülkeler ya da kentler hep farklı gelir bana. Tuhaf bir çekim alanı yaratır. Bir kez gidip bütün ruhunu içselleştirmek yerine, birkaç ziyaretle büyük fotoğrafı tamamlamak; bulmaca çözmek gibidir…

Orta Avrupa’nın en ünlü kentlerinden Prag için de böyle düşünüyorum. Edebiyat sevenler için Kafka’nın kenti, romantik takılanlar için Aşk’ın kenti, otantik tercih edenler için Manzara’nın kentidir. Mutlaka birkaç sıfatı daha olmalı. Benim havsalamda kalanlar bunlar…

Prag, dilimiz mecazına “Nerde Prag orada bırak” tekerlemesiyle girmiş olsa da Prag’ı görünce bir sürü şeyi geride bırakmak istiyor insan hani. Mecazın gerçeğe çıktığı bir modern makyaj tutmayan kentle karşılaşıyor insan çünkü…

Bizim Prag meselemiz Çek Cumhuriyeti’ne yerleşik düzen kurmuş birkaç sevdiğimiz dostu ziyaretle başlar aslında. Eşimle “hadi gel romantik bir şeyler yapalım” insanları değilizdir kısacası. Bizim için bavul hazırlamak ve “düştük yine yola” diyebilmek yeterince romantizm barındırır içinde. Yine de Prag bu kafanın üstüne dökülmüş ballı bir sos gibi karşılar insanı ve hani deyim yerindeyse “tadından yenmez”

Ucuz uçuş kovalayanlar bilirler. Yılın bazı zamanlarında Prag, Budapeşte, Amsterdam gibi kentlere promosyon uçuşları aniden belirir takıldığınız seyahat sitelerinde. Müthiş bir davetle yüzleşirken bulursunuz kendinizi. Eliniz ister istemez, bu fırsat kaçmaz linkine gider ve hop; uçaktasınızdır zamanı gelince…

Uçak yolculuklarından fena halde korkup da uçmadan duramadığımız için kendimize “Uçan Sincap Ailesi” ismini verdik eşimle birlikte. Mesut, TV dünyasının o iç bunaltıcı sokaklarından, dünya kültürünün çiçek açmış sokaklarına kendini atmak için henüz hafta başından hayal kurmaya başlar. Sonrası şehir rehberleri, gidilecek adresler, kaybolacak caddeler, yanımıza alabileceğimiz arkadaşların potansiyeli rotasında yuvarlanmaktır. Yine böyle yuvarlanarak gittiğimiz Prag’da “sert kayaya çarptık” desek yeridir…

 

AYRILIK SONRASI ZENGİN OLANI…

 

Öncelikle şunu not düşmek lazım; uzun yıllar Demir Perde ülkesi olarak kalan Çekoslovakya’nın ilkin sistemden sonra da kendiliğinden ayrılması sonucu ortaya çıkan ülkelerden Çek Cumhuriyeti orta uzak geçmişinin bütün makyajını suratında taşır…

Hal böyle olunca bir zaman kapsülüyle indiğinizi düşünürsünüz Vaclav Havel havalimanına. Adını hem ünlü bir yazar hem de sonradan devlet adamı olmuş Havel’den alan bu liman size geldiğiniz bu coğrafyanın baştan sona tarih, kültür ve fazlasıyla edebiyat koktuğunu hissettirir. Dünyanın en renkli havalimanlarından biridir burası. En azından her renkten insana rastlayabileceğinizin garantisini verebilirim…

Kente doğru yol alırken eğer Sovyet rejiminden kalan raylı sistemi tercih ederseniz, kimi zaman yavaşlayıp, kimi zaman da hızlanarak ama en çok durup kalkarak ince bir Prag turunu işin başından halletmiş olursunuz. Araba kiralama ya da bir dostunuzun sizi karşılama fırsatına sahipseniz de tren ve tramvayla aynı rota üzerinde biraz daha anlaşılabilir bir yolculuk yaparsınız şehrin kalbine doğru…

Prag, daha çok maden sanayi konusunda ustalaşmış Çek’lerin, ehil ellerini de gizler ana fotoğrafında. Siz “bu adamlar nereden para kazanıyor” diye düşünürken bir son model araba ya da ne bileyim gelişmiş bir makine daha girmiştir dünya hayatına. Üretimin olduğu yerler bir parça kentin dışında, tüketimin olduğu yerler ise hemen kentin ortasındadır…

Friday Hotel, Prag’ı turist olarak ziyaret edenler için enginarın kalbi gibidir. Kentin tam da ortasında her bölgeye yürüme mesafesinde uzaklığındadır. Eğer ki Noel ya da yılbaşı gibi günlere denk gelmezseniz yer bulması çok da zor değildir. Ama Prag 7/24 yaşayan bir kent olarak sizi rezervasyonsuz kabul edemeyecek kentlerdendir, bilginize…

VLATA

VLATA; GRİ İNCİDEN KOLYE!

 

Şehrin caddeleri bir hayli büyük olsa da kalabalıklar kenti ortadan ikiye ayıran Vltava nehrinin iki ayrı ucunda toplanır. Eski kentin meydanı olarak kabul edilen Staromestske Namesti etrafında müthiş bir mimari, ortalarına doğru da tarihin ilk ve en görkemli saatlerinden birinin bulunduğu katedral vardır. Tüm fotoğraf makineleri o meydana akan dar sokaklarda sürekli çalışır haldedir. Bohemian bölgesi içinde bulunan Prag’da teslim edersiniz ki kristal gibi parlar her sokak vitrinlerden dışarı doğru. Meydandaki saatin bir kaç adım ilerisinde dünyanın merkezinde bulunduğunuzu belirten madeni bir yer döşemesiyle karşılaşırsınız. Büyülenip kalmak sizin tercihiniz, ama İstanbul da dahil Avrupa coğrafyasının bütün kentlerinde kendini dünyanın merkezine koyan milyon taşları ve ikonlar karşınıza sıklıkla çıkabilir. Bizdekini merak edenler Sultanahmet’teki Yerebatan sarnıcının güney yüzünde duran taşı dikkatle inceleyebilir. Söz konusu Prag’daki döşemeyse üstüne basıp geçer, hiç göremeyebilirsiniz ama…

FERDA ÇEKEM YAR PRAG

Neyse. Gezmek, fotoğraflamak ve yeme içme kültürünü dibine kadar yaşamak tarafında olanlardansanız, kentin iki kıyısı da “gel ve bul beni” diyen sürprizlerle doludur. Nehrin eski kent kıyısından karşı yukarıya baktığınızda bir saray coğrafyası olağanca görkemiyle yuvarlanır üstünüze doğru. Kralın halkı selamlayarak yürüdüğü o küçük mesafeli “saltanat yolu” karşı tepeden başlayıp az önce sözü geçen merkezde son bulur…

Saray coğrafyası içinde gotik kiliseler, katedraller, seyir bahçeleri, devlet binaları ve avlusunda dolaşması bile tam gününüzü alacak büyülü Saray binası bulunur. Aşağı doğru yuvarlanan sokaklar üzerinde şimdi hediyelik eşya ve muhteşem Çek mutfağından tadımlıklar satan dükkanlara rastlamak bir hayli kolaydır. Seyir bahçelerinde kurulan cafelerde içeceğiniz bir kahvenin 40 yıl hatırı olduğuna söz verebilirim. Prag her mevsimde başkalaşan rengiyle sürdürülebilir bir manzaranın benzersiz durağıdır o tepelerden bakınca…

Biz yine eski kente dönelim. Yemek, içmek ve gezmenin bir hayli ucuz olduğu bu tarihi kentte en modern restoran Prag’da sıkça rastlayabileceğiniz bina içi pasajlardan birine gizlenmiştir.  Eğer başka medeniyetlerin mutfağına karşı mesafeliyseniz ille de size uyan bir seçenek vardır Kogo isimli bu restoranda. Çek mutfağı balık, av eti ve doğal olarak sos ağırlıklı olduğu için her restoranda buralara özgü bir kokuyla karşılaşırsınız. İştah kapatan cinsten değil ama. Rahat olun…

Biz genelde İtalyan mutfağından yana kullandığımız tercihlerimizi eski kent meydanının bir arka caddesinde bulunan ve birinci bölgeye giren İl Mulino ve Guiseppe Verdi restoranlarında damağa geçiriyoruz. Ama şu kadarını söylemeliyim ki Prag’ın hemen her restoranında dünyanın en saygın şeflerinin lezzetleriyle tanışabilirsiniz. İçlerinden bir tanesi var ki, bir paragraf sonra kendisiyle tanıştıracağım sizi. Ve çok mutlu olacaksınız…

 

KAYGILI BİR MASAL KENTİ!

 

Vltava nehri üzerinde kenti birbirine bağlayan çok sayıda köprü bulunur. Bunların en ünlüsü Karluv ya da Karl köprüsü ismini taşır. Köprüde on adımda bir heykel ve ikonlara rastlayacağınız için her birinin önünde çektireceğiniz fotoğraflarla yarım gününüz gidebilir. Yine de kentin tarihindeki Osmanlı kaygısını yerinde görmeniz için eli kılıçlı Osmanlı Paşası önünde korkuyla savrulmuş insan heykeli topluluğuyla tanışmanız şarttır. Yaklaşık 200 kilometre yakınına gelen Osmanlı’nın, zamanın ahalisinde bıraktığı travma heykelle bir parça açığa çıkar. Barbar olarak tanımlandığımız bu heykele tebessüm ederek geçer gidersiniz. Çünkü yanınızdan geçen her üç kişiden biri Türkçe konuşur ve Prag kenti en iyi dövizi bizim cebimizden çeker alır…

Masal Kenti olarak da tanımlanan Prag’da masallar nehrin iki kıyısındaki küçük mekanlarda gerçeğe dönüşür. Gri bir sokak atmosferinde Kafka’nın iç savaşını keşfeder, Nazım’ın Prag gezisinden düştüğü notları çeşitli adreslerle teyit edersiniz buralarda. Birkaç yüzyıl öncesinin küçük evlerinin yanında o görkemi bizzat iç mimarisinde taşıyan devasa lokantalara da açılır buradaki sokaklar. Prag, tarımı Slovakya’ya yüklemiş olan bir ülkenin en organik ürünlerini de bağrında bulunduran bir “öteki” başkenttir her şeyin yanında. Bu yüzden Manifactura denilen dükkanlarda yerel lezzetlerin resmi geçidine rastlayabilirsiniz sıklıkla…

Kimine göre birbiriyle bağlantılı 10, kimine göre de 20 küsur bölgeyle iç içe geçmiş Prag kenti bölge rakamı büyüdükçe o masalsı halinden çıkıp, siyasi bir mimarinin tokat gibi acıtan rengine bürünür. Doğrusu masal, bir parça gösteriş çokça da illüzyondur büyük kentlerde. Bu yüzden iyi fotoğrafları hep 1 ila 5. Prag bölgelerinden çıkarabilirsiniz hatıralarınız için…

 

ÇOK YAŞA JAROSLAV DAYI!

 

Ya da bizim yaptığımız yapıp, kentin iyice dışında bulunan ve yapısı hiç değişmemiş köylere doğru yol alır, kentin 25 kilometre açığındaki Klokocna kasabasına varırsınız. Buraya gelmemizin nedeni, sevgili dostumuz Eray Sezer’in eşi Yitka’nın doğup büyüdüğü kasabayı görmek olsa da Avrupa Sosyetesinin burada toplanma nedeni kasabanın içindeki “Restaurace U Sapıku” isimli 6 odalık oteli de bulunan restorandır…

Dünyanın en iyi 10 şefinden biri olarak kabul edilen Jaroslav Sapik, Papa II. Jean Paul’den Putin’e, Lady Diana’dan Vaclav Havel’e kadar sayısız önemli ismin kişisel ya da kitlesel şefliğini yapmış, emekliliğini de kendi kasabasında yaşayan bir aşçıdır. Geleceğimizi ve geleneksel mutfaktan çok kendi yerel tatlarımızdan hoşlandığımızı öğrenen Sapik, muhteşem bir kuzu yahniyle masamızı ziyafet meydanına, tabaklarımızı o meydandaki şölenin en torpilli masasına çevirivermiştir. Çek mutfağına özgü ördek ve kaz ciğerinin yanı sıra et tartar ve salyangoz gibi Avrupa lezzetlerinin bin bir çeşidini mönüsünde bulunduran bu güzel adam, Türk dostlarından öğrendiği reçeteleri de en az onlar kadar başarılı bir sunumla önüne koyar misafirlerinin. Bütün duvarlarında aldığı ödül ve sertifikaların bulunduğu küçük restoranında yer bulmak gerçekten nimet sayılabilir. Bizim torpilimiz sağlam olduğu için kafamız rahattı ama siz mutlaka rezervasyonu sorun derim ben…

Gecenin sonlarına doğru gelen ev yapımı reçelli pastalar ve sonunda Becherovka denilen buraya özgü likör “ne güzel adamsın be Sapik abi” dedirtir insana. Bu arada fırsatını bulur da şefle sohbete dalarsanız ağır bir diplomasi ve politika muhabbetinin göbeğinde bulursunuz kendinizi. Dünya liderleriyle ilgili “söylenebilir” sırlarıyla, yaşama ve yasama entelektüelliğinin pik noktasıdır Jaroslav dayımızla sohbet edebilmek…

 

NE KADAR HARCAYACAĞINIZ SİZE BAĞLI!

 

Prag’a döndük yeniden. Neredeyiz? Nehrin iskelelerinden birine sabitlenen Botel isimli mekanda. Özelliği adında gizli bu mekanın. Hem bir bot hem de bir otel. Ama restoranı 1900’lerin başından göz kırpıyor tüm misafirlerine. Hatta bir ara Titanik’te son akşam yemeği için toplanmış gibi hissediyorsunuz kendinizi. Prag’a yaz düşünce restoranın üstü de açılıp nehrin iki yakasında mantar gibi biten mekanlardan biraz daha yüksekte tutuyor sizi. Bu arada Prag güneşi gibisi yok, hele ki kış ortasında yakalayabiliyorsanız…

Otel, üç günlük yemek maratonu ve iyi organize edilmiş kent turlarıyla Prag kentinde iki kişi için en az 3000 en fazla da 4000 TL gibi bir para harcayabilirsiniz. Bunun içine Türkiye’ye götürülmek üzere paketlenmiş hediyelik eşya kalabalığı da dahil…

Ama yok para benim, ezer geçerim diyenlerdenseniz o zaman sizi Paris Caddesine doğru alıp Prag’dan bir 50 bin Euro harcamış olarak da çıkarabiliriz. Çünkü dünyanın en ünlü markaları ve tasarımcılarının mağazaları o caddede ve zengin Japon ve Arapların yanı sıra Türklere de bayılıyorlar. Hepsi de bir şekilde İstanbul’u görmüş satış görevlilerinin illüzyonlarına kapılıp kendinizi kaybedebilirsiniz, aman dikkat…

Kenti terk ederken son derece hızlı bir protokolden geçiyor ve saatine varmadan havalimanındaki kapınızda yerinizi alıyorsunuz. Vaktiniz varsa mutlaka liman içindeki dükkanları görün. Prag’ın mavisi, Bohemia kristalleri ve Manifactura dükkanları orada da “kaçıranlar için” pusuya yatmış bekliyor sizi. Dünyanın en mutlu eden pususuna ama!

OKUMADAN GEÇMEYİN!

Prag yolcuları için 10 not!

Kış turistiyseniz üzeriniz sağlam olsun. Kuru soğuğuyla tanıştığınız anda Prag sizin için bir rüya değil kabus kenti olabilir, bu bir!

Yanınıza aldığınız Euro genel olarak alışverişlerde geçmiyor. Paranızı mutlaka Çek Korunası’na çevirin. Ama mümkünse bu dönüştürmeyi 200 Euro’dan aşağı yapmayın, çok komisyon ödeyebilirsiniz, bu iki…

Restoran keyfinden filan hoşlanmıyorsanız kentin her tarafında küçük büfeler var ve çok ucuz rakamlara öğün geçiştirebilirsiniz. Sosislilerde “helal” şerhini düşmeyi unutmayın, bu üç…

Çek Biraları dünyanın en ünlü biraları olarak kabul ediliyor. Pilsen burada bir kent adı hatta. Dolayısıyla fıçıdan seçim yapacağınız bir çok dükkan var, Pilsenleri filan orada deneyin. En ünlü biralardan Budweisser’e ve Kozel’e işmar edin mutlaka, bu dört…

Avrupanın her kentinin içinden neredeyse nehir geçiyor. Ama buradaki Vlatava nehrinin görsel ziyafeti çok azında var. Gezi botlarında bir nehir turu harika, yemeksizler çok ucuz, yemekli hatta gece kulüplü olanları var, rezervasyon yapın ve fiyat sorun mutlaka, bu beş…

Prag’da vergiler yüksek. Bu yüzden alışverişlerinizde mutlaka Tax Free kullanın. Memlekete dönerken cebinizde fazladan paranız olur fena mı; bu altı…

Taksiler diğer Avrupa kentleri kadar pahalı değil. Yakın mesafelerde neredeyse bizdekiyle aynı parayı ödüyorsunuz. Uzak mesafeler için pazarlık yapmayı deneyin, bu yedi…

Birinci bölgeden uzaklaştıkça oteller bir hayli ucuzlayabiliyor. Yatırımınızı yatağa değil de tabana yapıyorsanız internetten mutlaka fiyat kontrolü yapın, bu sekiz…

Çek Cumhuriyetinde tarihte ve bugün hatırı sayılır bir Yahudi nüfusu var. Yüzyıllardır değişmemiş kültürleri. Bu korunaklı kültürü merak ediyorsanız Yahudi Mahallesi ve mahalle mimarisine dikkatle bir göz atın. Benzeri çok bulunmuyor çünkü bu dokuz…

Prag’ın Sokak tatlıcıları meşhur. Özellikle Slovak işi Trdelnik farklı bir şekerli hamur tatlısı. Çok kalorili değil ama sos filan isterseniz kilo da sizin, lezzet de. Ağzınız tatlı bitirin turunuzu, tadın mutlaka, bu da on!

 

 

 

 

Yorum Yapın

Önemli not : Yorumunuz denetim için bekliyor.. Yazıya uygun olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Kategoriler

E-POSTA