TURİZM VE OTELCİLİK PORTALI

FLUORİD,K VİTAMİNİ

Yazar admin on Eki 7th, 2008

FLUORİD

Fluoridin Önemi ve Görevleri:
Fluorid, insan vücudunda az miktarda bulunur. Daha çok kemik ve dişlerde yerleşmiştir. Tiroit bezinde ve deride de çok az miktarda fluorid belirlenmiştir.
Fluorid, kemik ve diş sağlığını korumada görev alır. Fluorid, diş minesine yerleşir ve onun çürümeye karşı dayanıklılığını artırır. Bu mineralin dişi çürümeye karşı koruyucu etkisi, çocukluk çağında daha fazladır ve bu etkisi yetişkinlikte de sürür. Fluorid in dişteki minerallerin erime özelliğini azalttığı, asit oluşturan bakterilere olumsuz etki gösterdiği ve bu yolla dişin dayanıklı olmasını sağladığı ileri sürülmektedir.
Fluorid vücuda daha çok suyla alınır. Alınan fluorid in iyonlaşarak hızla emildiği, kolayca kemiklere ve dişlerin minesine geçtiği bulunmuştur. Tavşanlara verilen işaretli fluorid in %60 ının iki saatte iskelet sistemine geçtiği belirlenmiştir.
Fluorid in büyümeyle ilgisi olup olmadığı anlaşılamamıştır. Fluorid yetersizliğinin sıçanlarda büyüme geriliği yapmadığı, ancak ileri derecede yetersizliğin büyümede hafif geriliğe yol açtığı, yemine fluorid eklenen sıçanlarda en üst düzeyde büyüme sağlandığı rapor edilmiştir. Bu sonuçlar fluoridin büyümeyle ilgisi olabileceğini göstermektedir.
Kemiklerin sertleşmesinde ve minerallerin erime özelliğini azaltarak dayanıklı olmasında fluoridin önem taşıdığı sanılmaktadır. İleri yaşlarda kemik kaybı şeklinde görülen osteoporosis hasatlığının oluşmasında sulardaki fluorid yetersizliğinin etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Fluoridi yeterli bölgelere göre fluoridi yetersiz olan bölgelerde osteoporosis ve kemik yoğunluğunun azalması gibi bozukluklara daha sık rastlanması fluoridin kemik sağlığında da etkisi olduğunu göstermektedir.

Fluoridin Kaynakları:

Fluoridin başlıca kaynağı sudur. Toprakta, bitkisel ve hayvansal besinlerde çok azdır. Su ve besinlerdeki fluorid miktarı yöresel değişiklik gösterir.günde vücuda alınan fluorid miktarı bazı yörelerde 0.3 mg kadar düşük, bazı yörelerde ise 3.1 mg kadar yüksek bulunmuştur. Hayvansal besinlerin çoğunun bir kısmında ancak bir mikrogram dolayındadır. Deniz ürünleri iyi kaynak sayılır. Küçük balıklar kılçığıyla yenirse vücuda daha çok fluorid alınır.
Diş Çürümesi ve Fluorid:
Besinlerin çoğunda fluorid çok yetersiz olduğundan, bu mineral vücuda içme suyuyla alınır. Yapılan araştırmalarda, fluorid yoğunluğu yetersiz su kullanılan bölgelerde diş çürüklüğü yüksek, fluorid yoğunluğu yeterli bölgelerde ise diş çürüklüğü düşük oranda bulunuştur. İçme suyunda fluorid yoğunluğu litrede bir mg ve biraz üzerinde olduğu zaman fluorid yetersizliğinin yol açtığı diş çürümelerinde azalma olduğu anlaşılmıştır. Yeterli düzeyde fluorid bulunmayan suya litre başına 1 mg fluorid eklendiğinde diş çürümelerinde %50 dolayında azalma görülmüştür. Fluorid yoğunluğu yetersiz kullanılan bölgelerde yemek tuzuna süte fluorid eklenerek ağızda eriyen hastalara verilerek denenmiş; diş çürümelerini azalttığı belirlenmiş, ancak ekonomik bulunmamış, uygulamada zorlukla karşılaşılmıştır. Toplum sağlığı ve ekonomik yöntemlerden en uygun yolun suya fluorid eklemek olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, özellikle gelişmiş ülkelerde, fluorid yoğunluğu yetersiz olan sulara fluorid eklenmektedir.
Gereğinden yüksek yoğunlukta fluorid bulunan su kullanmak da sakıncalıdır. Fluorid yoğunluğu litrede 2 mg üzerinde ve 3.5 mg dolayında su kullanılan kimselerin dişinde sarımsı kahverengi lekeler oluşabilir. Dişin minesi düzgünlük ve parlaklığını yitirerek pürüzlü görünür; dişin sertliğinde de azalma olabilir. Bu belirtilerin derecesi sudaki fluorid yoğunluğuna göre değişir. Fluorosisli dişlerde yüksek miktarda fluorid bulunmuştur. Dişlerin lekeli ve pürüzlü olması estetik yönden beğenilmemekle birlikte dişteki fazla fluoridin bakterilerin zararlı etkisine ve dişleri çürümeye karşı koruduğu sanılmaktadır. Fluorid yoğunluğu yüksek olan su kullananların kemiklerinde de bozukluklar olabilir.
Vücuda çok miktarda fluorid alınması zehirleyici etki gösterir. Uzun süre veya yıllarca günde 28-80 mg daha yüksek miktarda fluorid alınmasının zararlı olduğu bildirilmektedir. Normal koşullarda uzun süre zararlı etki gösterecek miktarda fluorid alınamaz. O nedenle insanlarda besinsel fluorid zehirlenmesi rapor edilmemiştir. Günlük fluorid ihtiyacının 0-6 ayda 0.1-0.5 mg 6-12 ayda 0.2-1.0 mg ergenlikte 1.5-2.5 mg yetişkinlikte ise 1.5-4.0 mg arasında olduğu sanılmaktadır.

K VİTAMİNİ

Tanımı ve Özellikleri:
K vitamini, yağda eriyen ve kan pıhtılaşması için gerekli olan etmenlerden biridir. Bu vitamin ilk kez yeşil yapraklı bitkilerden ve balıktan elde edilmiştir. Yeşil bitkilerden ayrıştırılana K1 vitamini, balıktan elde edilene de K2 vitamini denmiştir. Bunlardan başka K vitamini etkinliği olan başka bileşiklerde belirlenerek K3 ve K4 vitaminleri adı verilmiştir. K vitamini yapay olarak ta elde edilmektedir.


K vitamininin türüne göre etkinlik dereceleri ve özellikleri değişiklik gösterir. K vitamini etkinliği olan moleküllerin tümü yağda erir. Yapay olarak elde edilen ve menadion denilen K vitamininin suda eriyen türevleri de vardır. Menadion doğal K vitamininden ortalama iki kat daha etkindir. K vitamini ısıya, ışığa, oksidasyona dayanıklı ültraviyole ışınlarına ve alkaliye dayanıksızdır.
İnsan ve hayvanların bağırsaklarında, K vitamini bakteriler tarafından sentezlenir. İlaçlarla bağırsak bakterileri yok edilirse bağırsakta K vitamini sentezlenemez.

K Vitaminin Vücutta Kullanılması:


K vitamini, safra ve pankreas özsuyunun yardımıyla incebağırsakta lenf sistemine emilerek dolaşıma geçer. K vitamininin şekline ve yardımcı etkenlere göre, vitaminin emilim oranı %10-70 arasında değişir. Yağ emilim bozukluğu safra ve pankreas özsuyu yetersizliği mineral yağlar ve bağırsak bozuklukları bu vitaminin emilim oranını düşürür. K vitamininin suda eriyebilen türleri daha kolay emilir ve bunun emilmesi için yardımcı etkenlere gerek yoktur.
K vitamini en çok karaciğerde olmak üzere çeşitli organlarda depolanır. Karaciğerden sonra en çok ciltte bulunur. Vücuda iğne ile verilen işaretli K vitamininin ortalama yarısının bir saat içinde ağızdan verilenin ise %20 kadarının iki saatte karaciğerde görüldüğü saptanmıştır.böbrek, kalp, cilt ve kastaki K vitamini miktarının 24 saatte en üst düzeye ulaştığı görülmüştür.
K vitamini, özellikle dışkıyla emzikli kadınlarda süt yoluyla ve idrarla dışarı atılır. İnsan ve hayvanlara ağızdan verilen normal ve yüksek miktardaki işaretli K vitamininin 20 dakika sonra kana geçtiği iki saatte kandaki en yüksek düzeye ulaştığı 48-72 saat içinde ise en düşük düzeye indiği belirlenmiştir. Konulan işaretin %8-30 u üç gün içinde idrarda %45-60 ı ise beş gün içinde dışkıda bulunmuştur. Bu sonuçlar K vitamininin kan dolaşımına hızla geçtiğini idrarla atımın yavaş ve az olduğunu vitamininin bir kısmının değişmeden bir kısmının ise değişikliğe uğrayarak yada yıkılarak atıldığını göstermektedir.
Vücutta bağırsak bakterileri tarafından K vitamini sentezlenir. Ancak antibiyotikler ve sülfamitli ilaçlar alınırsa bağırsakta K vitamini sentezi azalır yada durur. Bu durumda belirli bir süre besinlerle yeterli miktarda K vitamini alınmazsa yetersizliği görülür. Bağırsakta sentezlenen K vitamininin miktarı bilinmemekle birlikte bundan vücudun yararlandığı anlaşılmıştır. Dışkıyla atılan vitaminin bir kısmı bağırsakta sentezlenen K vitamini bir kısmı ise besinsel kaynaklardır.
Vücuttaki Görevi ve Yetersizliği:
K vitamininin vücut çalışmasındaki görevi kan pıhtılaşmasıyla ilgilidir. Bu vitamin kan pıhtılaşması için gerekli olan protrombin sentezine yardım eder. Protrombin K vitamininin yardımıyla karaciğerde sentezlenir. K vitamini yetersizliğinde kan pıhtılaşma süresi uzadığından kanama görülür.
Karaciğerde K vitamini yardımıyla protrombin sentezlendikten sonra, kalsiyum iyonlarının etkisiyle trombin oluşur. Başka etmenlerin ve trombinin yardımıyla fibrinojen denilen protein, pıhtı şeklindeki fibrine dönüşür. Böylece kan pıhtılaşır.
Kan pıhtılaşma düzeyinde K vitamininin yalnız protrombin oluşmasında değil üç ayrı etmen için daha gerekli olduğu sanılmaktadır. Bu vitaminin yetersizliği olan insan ve hayvanlara K vitamini verilince hemen etkisini göstermeye başladığı 4-6 saatte düşük olan pıhtılaşma etmenlerinin normal düzeye çıktığı bulunmuştur. Karaciğer bozukluğunda bu sonuç alınamamaktadır.
K vitamininin kan pıhtılaşmasında etki şekli iyi anlaşılmamıştır. Kan pıhtılaşmasında K vitamininin görevlerinden biri yada birkaçı şeklinde olduğu sanılmaktadır.
K vitamini besinlerde yaygın olduğu ve bağırsakta sentezlendiği için normal durumda yetersizliği görülmez. Yeni doğan bebeklerde bağırsak bakterileri henüz gelişmediğinden K vitamini yapılamaz ve bu vitamin yetersizliğine bağlı kanamalar görülebilir. Ayrıca fazla antibiyotik ve sülfamitli ilaçların alınması bakteriyel sentezi engelleyebilir. Vitaminin emilme ve kullanılma bozukluğu bağırsak hastalıkları da K vitamininden yararlanmayı azaltarak yetersizliğe yol açabilir.
K vitamini yapısına benzeyen ve bu vitaminin görev yapmasını engelleyen dikumarol gibi maddeler karaciğerde protrombin sentezini bozar. Dikumarol taze ve çürümüş yoncada ve başka bitkilerde bulunur ve K vitamininin yerine geçerek vitaminin etkisini durdurur ve kanamaya yol açar. Bu özelliği nedeniyle dikumarol fare gibi zararlıları yok etmek için ilaç yapmak için kullanılır.
K vitamini bağırsakta yapılsa ve besinlerle yeterince alınsa bile karaciğer görevini yapmayacak derecede bozulursa protrombin sentezi azalır, kanda protrombin düzeyi düşer. Bu durum kan pıhtılaşması mekanizmasını bozar.
Fazla kan kaybı K vitamininin emilmesini kullanılmasını ve sentezini bozan etmenler bu vitaminin yetersizliğine yol açabilir.
İhtiyaç ve Kaynakları:
Bağırsakta bakteriler tarafından sentezlenen K vitamini miktarı tam olarak bilinmediğinden, besinlerle alınması gerekli olan vitamin miktarı da belirlenememiştir. Günlük ihtiyacın yaklaşık yarısının besinlerle, yarısının da bağırsakta sentezlenen K vitaminiyle karşılandığı sanılmaktadır. Günlük K vitamini gereksinmesinin kilo başına 1-2 mcg dolayında olduğu görüşü vardır.
Yeni doğan bebeklerde protrombin ve öteki kan pıhtılaşma etmenleri genellikle düşüktür. Bakteriyel K vitamini sentezi de hemen başlamaz. Bu yüzden kanamaya karşı korumak için yeni doğan bebeğe K vitamini verilmektedir. Gebe kadına da doğum öncesi K vitamini verilmesini önerenler vardır.
K vitamininin özellikle yapay olarak elde edilen menadion ve türevlerinin belirli miktarın üzerinde alınması zehirleyici etki gösterir.
K vitamini bitkisel ve hayvansal besinlerde yaygındır. Bitkisel besinler hayvansal olanlardan daha iyi kaynaktır. Tütünde çok miktarda K vitamini bulunur.
K vitamininin en iyi kaynakları yeşil yapraklı sebzeler ve karaciğerdir. Meyveler ve tahıllarda çok azdır.

1 yorum

  1. Ahmet Diyor ki:

    ellerinize sağlık. güzel bir çalışma

Yorum Yapın

Önemli not : Yorumunuz denetim için bekliyor.. Yazıya uygun olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Kategoriler

E-POSTA