SELENYUM,KUKURT,MOLIBDEN

Yazar admin on Eki 26th, 2008

SELENYUM,KUKURT,MOLIBDEN,STRONSIYUM,KOBALT

Kükürt

Vücuttaki kükürdün çoğu, metionin, sistein ve sistin denilen amino asitlerin yapısında bulunur. Tiamin ve biotin gibi vitaminlerin, bazı mukopolisakaritlerin bileşiminde de kükürt vardır.
Kükürt, vücuda diyetteki proteinlerle ve oteki kükürtlü organik ve inorganik bileşiklerle alınır. Besinlerde çok az inorganik kükürt bulunur. İnorganik kükürtün emilme oranı düşüktür. Kana emilince vücut bundan yararlanabilir. Vücutta alınan kükürdün çoğu, kükürt içeren mukopolisakaritlerin yapımında kullanılır. Kükürtlü amino asitlerin yeterli alınmasıyla kükürt ihtiyacının da karşılandığı sanılmaktadır.

Selenyum

Selenyum bazı hayvanlar gerekli olduğu anlaşılmış olmakla birlikte , insan vücudundaki görevine ilişkin bilgiler yetersizdir. Yetersizliği ve fazlalığı bazı hayvanlarda görülmekte ise de insanlarda rapor edilmemiştir. E vitamini yetersizliğinde oluşan birtakım bozuklukların düzeltilmesinde selenyumun etkisi olduğu bulunmuştur. Metabolizmadaki görevi henüz açıklanmış değildir. Bu Minarelin oksitlenmeyi önleyici bir etkisi bulunduğu ve protein sentezinde de rolü olduğu sanılmakladır.
Besinin çeşidine ve yetiştirdiği çevreye göre içerdiği selenyum miktarı
önemli ayrılık gösterir. En iyi kaynakları; organ etleri, deniz ürünleri de etleridir.Yetiştirdiği toprağa bağlı olmak üzere tahıl ve ürünleri de iyi kaynak sayılır. Yumurta ve sütteki miktarlar çok değişkendir. Sebze ve meyvelerde çok azdır. Yalnız, sarımsak mantar ve kuşkonmaz iyi kaynaklar arasındadır.
Selenyumun fazlası toksik (zehirli) etki gösterir. İhtiyaç miktarı iyi bilin­memektedir. Günde 0,05 – 0,2 mg. selenyumun ergenlik çağındakilerin ve yetiş­kinlerin ihtiyacını karşıladığı ve güvenilir olduğu, toksik etkinin bu miktarın çok üzerinde başladığı ileri sürülmekledir. Besinlerin günlük yenebilecek miktarların­da toksik etki gösterecek derecede selenyum bulunmaz.

Molibden
Deney hayvanlarında molibden yetersizliği oluşturulduğunda çeşitli bozukluklar görülmüştür. İnsan vücudundaki görevine ve yetersizliğine ilişkin bilgiler kesinlik kazanmamıştır. Bu mineralin bazı enzimlerin yapısında bulunduğu ve bakırla ilişkisi olduğu bildirilmektedir.
Besinin çeşidi ve yöresel özelliklere göre içerdiği molibden miktarı değişir. En iyi kaynakları; sığır böbreği başta olmak üzere organ etleri, bazı tahıl türevleri ve kuru baklagillerdir. Yetişkinlerin ve ergenlik çağındakilerin günlük ihtiyacını 0.15-0.5 mg molibdenin karşıladığı sanılmaktadır

Stronsiyum

Stronsiyum az miktarda iskelet sisteminde bulunur. Etkisinin ve metabolizmasının kalsiyumunkine benzediği bildirilmektedir. Ancak, bu iki minarelin ilişkisi henüz açıklanmış değildir. benzediği açıklanmış değildir. İdrarla dışkıyla atılabilmektedir.
Bu mineraller, toprakta. deniz suyunda, bazı maden sularında ve yiyeceklerde çok az miktarlarda bulunur. Özellikle kalsiyumca zengin yiyeceklerde yaygındır. Ancak kalsiyumun binde biri dolayındadır. Sütte biraz fazladır, meyvelerde ise çok azdır. İnek sütünde insan sütündekinden daha çoktur. Stronsiyumun vücut çalışmasındaki görevine açıklık getirilememiştir. İhtiyaca ilişkin bilgiler de yetersizdir.

Kobalt

Kobalt, özellikle kükürtlü amino asitlerin metabolizmasında, demirin kullanılmasında, bazı enzimlerin etkinliğinde rolü olduğu sanılan bir mineraldir. Bu minarelin kan hücrelerinin yapımını uyardığı, tiroit bezinin normal çalışmasında etkisi olduğu ileri sürülmektedir.

Koyun ve sığırlarda görülen bir tür aneminin, hayvanların yetiştirildiği topraktaki kobalt yetersizliğinden ileri geldiği anlaşılmış; anemi kobalt yada B12 vitamini verilerek iyileştirilmiştir. Bu hayvanların sindirim kanalında, mikroorganizmaların B12 vitaminini kobalt kullanarak sentezlendiği ortaya konmuştur. Kobaltın; koyun ve sığır gibi hayvanların normal büyümesi ve sağlıklı olmaları için gerektiği anlaşılmıştır. Sonraki çalışmalarda da bu mineralin insan beslenmesi için de gerekli olduğu gösterilmiştir. Yalnız, insanların sindirim kanalındaki mikroorganizmaların diyetle alınan kobaltı kullanarak B12 vitamini sentezleyemediği bildirilmiştir.

İnsanlarda kobalt yetersizliğine bağlı bozukluklar görüldüğü rapor edilmemiştir. Yalnız, çocuklarda, gebelerde ve bazı hastalarda görülen anemi tedavisinde demirle birlikte kobaltın da kullanıldığı bildirilmiştir. Fazla miktarda kobal­tın zehirleyici (toksik) etkisi olduğu gösterilmiştir. Besinlerin hiçbirinin tüketilebilecek kadarlarında zehirleyici etki yapacak miktarlarda kobalt bulunmaz. Aşırı miktarda alınan kobaltın tiroit bezinin çalışmasını bozduğu, miksödem ile kalp yetersizliği oluşumunda rolü olduğu bildirilmektedir. Deney hayvanlarında, kobalt ve manganezin tiroit hormonlarının sentezinde etkisi olduğu gösterilmiştir. Guatr oluşumunda bölgede iyot yetersizliği yanı sıra, kobalt yetersizliğinin yada bu iki mineralin uygun oranlarda bulunmayışının da rolü olduğu ileri sürülmektedir.
Bazen aşın miktarda bira içenlerde görülen kalp yetersizliğinde, bira ile fazla miktarda kobalt alınmasının da payı olduğu sanılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde bira üretiminde köpüklenmeyi artırmak için kobalt tuzları kullanıldığı, bunun zararlı olduğu anlaşılarak bu uygulamaya son verildiği bil­dirilmektedir. Bu zararlı etkinin, aşırı kobalt alınmasının yanında, fazla alkolden, tiamin ve protein yetersizliklerinin karşılıklı etkileşiminden kaynaklandığı ileri sürülmüştür

yazan

Esra Kobaza

Yorum Yapın

Önemli not : Yorumunuz denetim için bekliyor.. Yazıya uygun olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Kategoriler

E-POSTA